rabbim sen olmasan, kimin aklına gelirim ben.

ulurobot daha müzik ve sonsuz üzerine yazacaktın? 

İlginçtir, Meksika’yı ülkesi İspanya adına işgal eden Cortes bile bir zaman sonra gözden düşmüştür. Gözden düşmesinin sebebi ise tabii ki onunla birlikte Meksika’da işgale katılmamış, başkentte adi politikayla uğraşan kişiler. Aslında tamamen klasik bir öyküdür, bizim tarihimiz de bunun örnekleriyle doludur. Sırf İstiklal Savaşı’nı baz alırsak, şehit ve gazi sayısı kadar örnek çıkar. Tabii aileleri saymazsak.

Cortes’i araştırırken aklıma Tarık Bin Ziyad geldi. İkisinin de ortak özelliklerinden biri gemileri yaktırmasıdır. Cortes Efendi de Meksika’da bir kıyım sırasında askerlerinin kaçmasını engellemek için gemileri yaktırmakta..

Konu deyimlere gelince bir bilmişlik takınırdım ve “gemileri yakmak deyiminin nasıl geldiğini bilir misin?” diye sorardım karşımdakine. Muhafazakar-popülist tarih yazımının ve anlatımının klasik bir kurbanıydım işte. Karşıdan “hayır” el-cevabını alınca hemen Tarık Bin Ziyad’ı özne yapan hikayeyi anlatmaya başlar ve gururla bitirirdim. 

Tarık Biz Ziyad da yaptığı onca sefer ve savaştan sonra adi politikaya kurban gitmiştir. Cortes gözden düştüğünde kralın arabasının penceresine atılır ve kralın: “siz kimsiniz?” -niyeyse burada filmlerde çoğunlukla korkak olarak gösterile krallar geliyor, asilzade ama korkak- sorusuna: “ben size atalarınızdan daha çok toprak kazandıran kişiyim.” der.

Aslında daha çok topraktan ziyade daha çok hazine ve daha çok kan kazandıran kişidir. Tarık’ta en azından silah bakımından eşit iki grubun savaşını izlesek de Cortes için bunu söyleyemeyiz. 

Acaba Tarık da Halife Hişam’ın arabasının penceresine atılıp aynı şeyi der miydi? Tarihi kayıtlarda yok, dememiştir ki zira Halife Tarık’ın kahraman olduğunu sonralardan anlamıştır ama yine de geri göndermemiştir. Bugünkü Suriye topraklarında kalmıştır. 

Cortes’in tattığı en büyük yenilginin baş kahramanı da tabii ki Barbaros Hayrettin Paşa’dır. Plevne’de hayatını dahi zor kurtarmıştır. Tabii yine bunu anlatmak ve yazmak gurur kaynağı olsa da Paşa’nın Yeni Kıta Amerika’ya sefer isteklerini olumsuz karşılayan bir Osmanlı yönetimi karşımıza çıkar. “Bize Akdeniz ve Hint kıyıları yeter” diye düşünen sadrazamlar… Tıpkı Türkiye’yi Edirne’den Kars’a sıkıştıranlar gibi..

Karşımızda devletin resmi gazetesinde yeniçerileri kötülemek için vampir hikayeleri anlatılmıştır. Takvim-i Vekayi’de yazılan:”  Bu adamlar sağlıklarında her türlü pis çirkin işi yapmış, ırza, namusa, mala saldırmış, adam öldürmüş yeniçeri ocakları kaldırıldığı zaman her nasılsa yaşlarına bakılarak cellada verilmemiş ecelleri ile ölmüş kişilerdi. Sağlıklarında yaptıkları yetmezmiş gibi şimdi de halka habis ruh olarak tebelleş olmuşlardı.”  

Devlet günümüzde aynı şeyleri yapmakta mıdır? Bu kadar gülünç duruma düşer mi? 

Bırak olmasın mezar taşımız,
Bir okul bahçesine gömsünler bizi
Çocuklar koşsun üzerimizde…

Valizimi hazırlayayım diyordum içimden. Dün geceden beri büyük bir heyecanla milli eğitim bakanlığının kontenjan açıklamasını bekliyordum, binlerce kişi gibi.

Olmadı yine, sıram 1055. Devletin aldığı 727 kişi. 

Şimdi burada psikolojik tahlillere falan gerek yok. Geçen sene yazmıştım aynı yıkımı.

Planım: yarın ücretli kölelik için milli eğitim müdürlüğüne başvurmak. Sonra kütüphaneden yeni kitaplar almak. Lan oysa atanınca alacağım kitaplar listesi bile yapmıştım.

Neyse; hayırlısı abi. 

Ben artık bu platformda yokum bi sürelliğine. Sadece burada tanıyıp sevdiğimiz bi kaç kişiyle görüşüp giderim. 

Son olarak; -yazar burada hükumete, eğitim bakanına, müsteşara büyük ve ağza alınmayacak küfürler ediyor.- 

ulurobot:


gülüm gülüm
bu kentin koynuna girdiğim günden beridir
cebimde ölümüm
..
avuç avuç dağıtırım insanlara
bir türlü tükenmez ölümüm

gülüm gülüm
ah ölümüm çocukların kulağına küpedir..

Geçerim arasından kimsesiz çocukların
Ağaçlardan ağıtlar dökülür

(via zamantanigi)

  • Ahmet Arvasi okumalarına tekrar dönmem lazım. Çoğunu okurken üniversitede taraftar kör bir cahildim. Şimdi de öyle sayılırım ama en azından kelime haznem biraz arttı.
  • "Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz" adlı kitabını okuduğumda cidden kitabın içinde kaybolmuştum. Anlayamıyordum. Obje-subje arasında bir yetersizlik sonucu "diyalektik" kısmından "estetik" kısmına geçiş yapamamıştım. 
  • Kendime 5 yıllık bir plan hazırlamayı düşünüyorum. Plan sonunda 30’u aşmış, evli biri olabilirim. Plan üstünde plan da vardır ve her fani gibi planları gerçekleştirmeden ölebilirim de.
  • Ölmek de planlarının arasında mı?

zamantanigi:

zamantanigi:

Aşkar Dergisinde bir Özgür Ballı şiiri; “Like”

çünkü ben müslümanım diyen bir milyon kişi bulabilirim

ama gıkı çıkmayan, çocuklar öldürülürken gazze’de,

sokağa çıkmayan bir milyon, diz üstünde pek rahat.

şimdi bomba yağmıyordu ve sessizdi onlar.

onlar; zulmü yandaşlaştıranlar,

onlar; zulmü koruyanlar,

onlar; arabistanlı lawrence. 

Siz kâinatın etrafınızda dönmesini istiyorsunuz. Düşünmüyorsunuz ki hayat sizi mahrekinin dışına atmış. Hayat kimsenin etrafında dönmez, herkesle beraber yürür.

Mahur Beste - Ahmet Hamdi Tanpınar

Eskiden, çok eskiden. Ben daha küçücükken, henüz cennet plajı otopark olmamışken. Ooo Teoman’a geldik yine. Bu şarkıdaki Ruhi Abi’yi çok severim. Tıpkı bize benzer. Tıpkı. Cidden.

Neyse sayın başkanım, ben yola çıkacağım gece yine. Bu sefer memlekete. Diyeceğim o ki yolculukları eskiden çok severdim. Yorulmazdım ama şimdi yoruluyorum. Hala seviyorum ama yoruluyorum ki.

Memleket istiyorum ayrıca, gök mavi olsun deniz mavi olsun toprak güzel koksun… Olsun lan cidden olsun.

More Information