rabbim sen olmasan, kimin aklına gelirim ben.

İmtihan ve çile, hepimizi saran gökkuşağıdır…

Sezai Karakoç (via muptelam)

Ege, iyiymiş.

Dün akşam dokuzda bindim otobüse, sabah altıda izmit’e vardım. Akşama kadar gezdik, sonrası akşam altı buçuk otobüsü ve her otobüse bindiğimde önümdeki veya arkamdaki koltukta;’senin ağlama dediğin nedir bro, bir de şimdi gör.’ diyen çocuklarla seyahat ediyorum. Hala ediyorum ve velet arkadan koltuğumu itmeye başladı. Ben de yatırıyorum ibneliğine. Muavin sıcak suyu eline döküyor ve tüm kahve içme heyecanım ortadan kalkıyor. Çok saçma sapan olum. Bu arada festival hayalleri de bir bir yıkılıyor. Yalan oldu deyimi neymiş bir daha görüyoruz sayın okuyucu. Sen sen ol hayallerini takip et.

beş parasız yola çıkıyorum yine. ilk hedef yarın sabah izmit’e varmak, orada güzel bir gün geçirip bursa’ya; oradan da zeytinli rock festivaline. oradan tekrar bursa, sonrası allah kerim. yolculuğu seviyorum işte.

sinop-izmit-bursa-balıkesir-edremit-zeytinli rock fest-bursa….

sercelerinsarkisi:


Dedi: Nasıl görünüyorum?

Dedim: Gözlerinde ilkbahar kalmış..

Fargo'dan.

Bunu ben de yapmıştım.

Tabii isimleri değiştirmek lazım. Konu sinemadan, müzikten, kitaptan açılınca çocukların saydığım isimlere “bön bön” bakması garibime gitmişti. Kendi çocukluğumla karşılaştırma yapmıştım, sonra “herkesin ilgileri farklıdır” sonucuna ulaştım. 

İlkokuldan liseye kadar farklı yaşlarda insanların dersine girmişliğim vardır hatta kpss’ye hazırlanan arkadaşlara da ders anlatmışlığım var. 

24 yaşında biri “abaza mehmet paşa” dediğim zaman gülmeye başlamıştı. Sonra oradaki “abaza”nın ta nereden geldiğini anlatmıştım. zaman israfı tamamen. 

23 nisan töreni öncesi çocuklara “arkadaşım eşşek” veya “bugün bayram” şarkılarını ister misiniz, demiştim. Hiçbiri bu şarkıları bilmiyordu. Sonraki iki gün öğleden sonraki derslerdeki konumuz: barış manço, cem karaca, moğollar, haluk levent gibi anadolu rock üzerine olmuştu. 

recep, müdür odasındaki seccadeyi görmüş ve yanıma koşup: “hocam siz namaz kılıyor musunuz?” demişti. “kılmamam için bir sebep söyler misin recep?” demiştim. o soruyu şimdi sorsa utanırdım biraz galiba. annem ara sıra soruyor, şu an hayır diyorum.

ali şeriati kitabı masa üzerinde duruyordu, bir de büyük doğu dergileri.. cansu müdür odasına girip, “hocam iki tane takım elbiseli adam geliyor” demişti. müfettişler, lanet müfettişlerdi bunlar. kitapları hemen sakladım, şimdi de saklamak lazım çünkü muhafazakar müfettişler karşıtlarından daha beter. bu gözler “irfan ordusu” adlı kitabı “ahaa iran ordusu yazıyor, tutanak tutunnn” diye çömküren -nasıl yazılır ki bir kelime?- müfettişler görmüştü.

aynı hüsran “sosyalizm’in abc’si” ve “türk islam ülküsü” kitaplarının başına da gelmişti. sonra dedim ki:”niye okula kitap getiriyorum? gittiğim okullarda kitap götüren öğretmen görmüyordum, okuyan da görmüyordum. niye lan niye? çocuklar metallica’yı bilse ne olacak bilmese ne olacak?” 

tabii bu soruya cevap veremedim çünkü bu da siyaset gibi bir şey. damarlarımda dolaşan o asil kanın etkileri bunlar. enver paşa’dan kalma asil kanın etkileri bunlar..

"kesinlikle; karşıanamalcı, karşısömürgeci, karşıfaşist, karşıbağnaz, karşıyobaz, karşıistismarcı, karşıkaranlığız." nuri pakdil gibi yani.

karşıyım.

Sana bitişik,
Zamana sımsıkı tutunmuş yaşıyorum.
İsmine dokundukça nefes alıyorum
Sana dokundukça.
Bırakmam.

Bahar Emre

Huzur uzak bir ülkedir, bankalar, hisse senetleri, Riyad ve borsalar kahrolsun!

(via dilsizalfabe)

More Information